|
Yazar Ali Taşkın Balaban
|
Her zaman olduğu gibi grup 08. 07. 2007 Pazar sabahı 07.30 da mülaki oldu. Bursa’nın doğu istikametindeki Kestel-Derekızık köyü göl çukuru mevkiine gelindi. Buradan yürüyüş koluna geçildi.
AH O ÇİLEKLER Burunlarımızı kesif bir çilek kokusu karşıladı. Ne koku ama! Çileği bilirdik de böyle bilmezdik. İri iri, al al, sulu sulu. Pazarda çilekçi sergisinin yanından geçiyoruz da farkında bile olmuyoruz, hele aldığımız çilekler semizotu kadar bile kokmuyor.
Köylüler eğilmiş tarlalarında çilek topluyorlar. Bereketli olsun diyoruz, bir köylü bir kasa çilekle yolumuzu kesiyor. Mecburen ikramı kabul ediyoruz. Son asırlarda hiç yemediğimiz bir tad var. Hiç görmediğimiz “dağ çileği”. Ve bize bu çileği anlatıyorlar: bu güzelim lezzet manava, pazara düşmüyor; kiloya kantara girmiyor. Her gün toplanıp büyük şehirlerdeki adı büyük otel ve mekanlara gidiyor; fiyatı da günlük borsada belli oluyor, bu yıl 8 – 10 Ytl.ye gitmiş dağ başında. Bu bilgiyi duyunca sevgili dost Feyyaz Özer’in bir saptaması geldi hatırıma: Türkiye’de beyaz peynirin ve kavunun en hasını sarhoşlar tüketir! Evet çilekte de durum aynı. Ve ilave eder; manzaranın en iyi yerlerine de onlar konuşlanırlar! Doğru söze ne demeli. Yalnız övünülecek bir durum; çileğin pahalı olması benim asil vatan evladımın onu misafirine ikramına mani olmuyor.
ORMAN YÜRÜYÜŞÜ Dağın dikine vurduk yolu. Gazeller adeta kar nasıl kaplarsa patikaları öyle kaplamışlar. Taşlar kaybolmuş. Önden giden yola düşmüş büyük taşları, kütükleri kenara alıyor. Taş üstüne taşlar koyuyor; hem arkadaşlarına, hem ardıllarına , hem dönüşte ve gelecek seferlerde kullanmak için kendilerine bırakılmış işaretler.Zirveyi zorlarken dik kayalarla ve inlerle karşılaştık. Sakinlerinin su kıtlığı nedeniyle, zaman zaman düz ovaya indiğini görenlerden dinledik. Bu Mahleyi Dubbe ( ayılar yerleşkesi) den seyrettik alemi ve Bursa ovasını. O ne zevkli bir temaşa idi. Çok sıkı yürüdük tepeye kadar gün yüzü görmeden.
ÇEVRE TALANI Her dağcı iyi bir çevrecidir. Dağlar, dağları dağ yapan bitki örtüsü, yaban hayat olursa dağcı olur. Bu yılki kuraklık nedeniyle zaten dağın suyu yetersiz, gördük ki kalan az miktardaki kaynaklarda ticari şirketlerin devasa kara ve mavi borularıyla massediliyor, soğuruluyor. Nerde az biraz su birikintisi yada akıntısı var etrafı hortumlarla çevrelenmiş. Eline yalan yanlış bir varaka alan suyu kapıyor. Geri edinilmesi mümkün olmayan endemik bitki örtüsü ve doğal yaşam konusunda yine ıskalıyoruz sanırım. Vahşi kapitalizm sadece kasasına giren parayla ilgilenir onun oluşmasında giden canlar, akan kanlar pekte umurunda değildir. Şirketlerin pek çoğu çok uluslu ama sonuç bir az gelişmiş ülke gerçeği. Bu acı bahsi kapatırken yinede ümitvar olmaya çalışalım.
KEYFTE ZİRVE:ŞELALE KEYFİ Zirveyi aştıktan sonra bir derenin taçlandırdığı vadide “büyük mola” veriyoruz. Sonra dereyi keşfe başlıyoruz. Küçük göletler ve muhteşem çavlanlar! Bu şelale şehveti de bambaşka oluyor. Veriyorsun sırtını, kolunu, bacağını suyun önüne; löp löp düşen su öyle bir dövüyor öyle bir masaj yapıyor ki ne yorgunluk bırakıyor ne stres. Ulaşması zor ama keyfi müthiş zevk anları…
VE DÖNÜŞ Hani bilirsiniz, deveye “inişi mi seversin, yokuşu mu? ” demişler, “düze kıran mı girdi? demiş ama bana sorsalardı ben: “yokuşu” derdim. İtiraf edeyim ben daha çok gidişi ve dolayısıyla yokuşu seviyorum. Belki gidişte sır, macera, heyecan ve tecessüs olduğundandır. Lakin her yokuşun bir inişi, her gidişin bir dönüşü var; bermutat aynı güzergahı ve koyduğumuz işaretleri takiben indik. Güneş ışıklarını geri toplarken ruy i zeminden bizde yaşadıklarımızı doldurduğumuz “hazine torbamızı” hatıra ormanlarının derinliklerine emanet ettik. Ali Taşkın Balaban Bursa Vali Yardımcısı |
|
Son Güncelleme ( Friday, 13 July 2007 )
|