spacer.png, 0 kB

Sıradan Fotograflar

11062005_041.jpg

İstatistikler

OS: Windows
PHP: 4.4.2
MySQL: 4.1.18-nt
Zaman: 20:52
Caching: Enabled
GZIP: Enabled
Üyeler: 130
Haberler: 176
Web Bağlantıları: 7
Ziyaretçiler: 99192

Online Kullanicilar

Şuanda 19 misafir bağlı

Giriş Formu






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

Picasa Fotograflar

Fotograflarımız 


Syndicate


spacer.png, 0 kB
spacer.png, 0 kB
ANASAYFA
GÜZELLİKLER DİYARI ULUDAĞ PDF Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 16
Kötüİyi 
Yazar Ömer Dinler   
Bilindiği gibi Anadolu’nun tarihteki isimlerinden biri de küçük Asya’dır. Bu isim Anadolu’ya dünyanın en büyük ve en özellikli kıtası olan Asya’nın küçük bir maketi gibi olduğu için verilmiştir. Anadolu bir zamanlar ağaç, ot, hayvan, böcek ve iklim çeşitliliği ve zenginliği bakımından koca Asya kıtasının bütün özelliklerini gösteriyordu.

Fakat bütün dünyada olduğu gibi Anadolu’da da artık bu çeşitlilik çok hızlı bir şekilde kayboluyor. Bunun birçok sebepleri var. Sanayileşme, nüfus artışı, eğitimsizlik, devlet kurumlarının bu konuda öncü rol oynayamaması ve gerekli tedbirleri almaması gibi.

Çok yakın bir zamana kadar dağlarımızda ovalarımızda gördüğümüz hayvan, böcek, çiçek ve ağaçlarımız artık görünmüyor. Yok oldular. Bu yok oluş bundan sonra daha da hızlanarak devam edecektir. Bunu görmek için etrafımıza bakmamız yeterlidir.

Bir ülkenin en büyük zenginliği tabiat zenginliğidir. Bunları kaldırdığınız zaman geriye çok anlamsız bazı yapılar kalır. Tarihi eserlerimizin hali de aynı şekilde içler acısıdır.

Adeta herkes ve her kurum gözü dönmüşçesine çevre katliamı yapıyor. Resmi olarak bunları koruması gerekenler dahi bu katliama göz yumuyor, seyirci kalıyor.

Verilen vaatler ve konulan yasalar uygulanmadıktan sonra bunların ne anlamı olabilir ki? Kendimizi kandırmaya gerek yok.

Yeşili, temiz suyu, temiz havası, canlı türleri olmayan; tahrip edilmiş; en acısı mevcutları dahi koruyamayan bir ülke medeni olamaz. Medeniyet kuramaz. Medeniyet kursa da böyle bir medeniyetin ne kendi insanlarına ne de insanlık alemine bir hayrı ve faydası olamaz.

Ormanlarımız, yaylalarımız, meralarımız, bataklıklarımız, göçmen kuşlarımız, bazı göllerimiz artık yok oldu. Bunlardan bazılarının çok az örnekleri kaldı. Bu gidişle çocuklarımız ve torunlarımız onları da göremeyecek. Bu bize bir hüzün ve acı vermiyor mu? Çevremize şöyle bir bakalım; üzerine türküler söylenen, şiirler yazılan pınarlarımız, nehirlerimiz, turnalarımız nerede?

Nehirlerimizde sudan başka her şey var. Çamur deryası gibi. Ülke topraklarını ve pisliklerini denize taşımakla meşguller. Turnayı gören olduğunu ve son yıllarda bir pınardan su içen olduğunu sanmıyorum. Bu gibi örnekleri saymakla bitiremeyiz. Bu durumdan hepimiz fert fert sorumluyuz. Ama her halde makam ve mevki sahipleri, bu konuda yasalarla görevlendirilmiş ve üstelik bunun için maaş alanlar kat be kat daha fazla sorumludurlar.

Tahrip olan, yok olan, tabiatı canlandırmak eski haline getirmek çok zordur. Çok kere mümkün de değildir. Üstelik de çok ağır bir maliyeti vardır. Bunun en güzel örnekleri ağaçlandırma çalışmalarıdır. Başarılı olmuş çok az örneği vardır. Hatıra ormanları maalesef çoğunlukla kara mizah gibi şehirlerimizin giriş ve çıkışlarını sadece tabelalarıyla süslemektedirler.

Ağaçlandırma çalışmaları elbette yapılmalıdır. Ama ormanlar talan edilirken, yağmalanırken, asırlık ağaçlar pırasa gibi doğranırken, ormanlar tarlaya, villaya, gecekonduya dönüşürken bu komik ağaçlandırma çalışmaları çok gülünç duruyor. Ormanların son çare olarak şu halini korumalıyız. Ormanlar şehirlerin insanların tarım alanlarının canlıların, iklimin, su kaynaklarının sigortalarıdır.

Nasıl Anadolu Asya’nın bir özeti bir maketi ise Bursa da Anadolu’nun bir özeti gibidir. Bursa tarihi ve çevresi ile bir tabiat harikası ama maalesef son yılların ihmali sonucu çarpık, plansız, gecekondularla dolu, ucube gibi bir şehir oldu.

Toprak yapısı ve mikro klima özellikleri ile Türkiye’de bir eşi daha olmayan ovası artık gecekondu mahalleleriyle doldu. Bunun geri dönüşü imkânsız, güzel Bursa ovasının çok az bir kısmı kaldı. Fakat eski özelliğini bir daha asla gösteremeyecek.

Yine çok özel bitki örtüsü ve iklimiyle Türkiye’de bir örneği daha olmayan Uludağ da can çekişiyor. Bunların yanında Uludağ, Bursa’nın ve çevrenin çok özel ve temiz su deposu, kayak ve tatil merkezidir. Aynı zamanda milli park sahasıdır. Fakat bu kadar özellikli bir dağ herkesin gözleri önünde adım adım, tel tel, dal dal, elden gidiyor. Uludağ’a çıkan herkes en az bir çiçek, bir yaprak koparıyor. Hâlbuki sen o dağa o çiçeği ve yaprağı görmek için gidiyorsun.

Uludağ’ın etrafındaki köyler ormanı keserek her sene bahçe ve tarlalarını biraz daha büyütüyorlar. Herkesin gözü önünde şehir adeta Uludağ’ın yarı eteklerine kadar gecekondu evlerle doldu. Uludağ yolunun çevreleri düzensiz, plansız ve kaçak yapılarla doluyor. Asırlık çam ağaçları kesilerek villalar yapılıyor.

Maksem mahallesi ile Süleymaniye köyü arasındaki ormanlık alana onlarca kulübe yapılmış, halen yenileri yapılıyor veya orman tıraşlanarak bahçeler genişletiliyor. Bunu sıradan bir vatandaş olan ben görüyorum da bu ilde yetkili ve görevli hiç kimse görmüyor mu? Çok merak ediyorum.

Bursa’nın ekmek teknesi (ovası) gitti. Su testisi de (Uludağ) kırılmak üzere. Tedbir alınmazsa, şu haliyle devam ederse çok yakın bir gelecekte Uludağ’ı bitki örtüsü yok olmuş, gecekondu mahalleleriyle dolmuş, heyelana ve erozyona uğramış bir halde göreceğiz.

Dünya var olalı bir sanat harikası gibi duran Uludağ can çekişiyor. Herkes bir damarını kesiyor. Bir hücresini öldürüyor. Uludağ ölüme doğru hızla gidiyor.

Uludağ’ı hiç olmazsa şu haliyle korumak için bir vatandaş olarak tekliflerim şunlardır:

1) Bursa’daki değişik kuruluşlardan, sivil toplum örgütlerinden, üniversiteden, vatandaşlardan oluşacak bir gözlem, danışma kurulu oluşturulmalıdır.
2) Uludağ içindeki ormandan açma bütün ev, villa ve kulübeler yıkılmalı, bahçeleriyle birlikte tekrar ormanlaştırılmalıdır. Kendi haline bırakılsa bile orman bu sahaları şimdilik kendi kendine yenileyebilir.
3) Mevcut otellerin ıslahı, çevreye uyumlu hale getirilmesi, atıklarının çevreyi kirletmesinin önlenmesi gerekir. Akan sulara ve araziye hiçbir şekilde pislikleri ve atıkları bırakılmamalı ve buna ağır yaptırımlar getirilmelidir.
4) Orman içindeki köylerden bazıları aynı zamanda Bursa içme suyunun su havzası içindedir. Diğer köyler ise hem orman içinde hem de bu köyler ileriye yönelik potansiyel su havzaları içindedir. İyi bir araştırma ve planlama ile bu köylerin daha müsait yerlere naklinin düşünülmesi gerekir.
5) Köy ev ve bahçelerinin çok sıkı bir çalışma ile sabitlenmesi, oynaklığın giderilmesi gerekir.
6) Katırlarla ve traktörlerle ormandan devamlı ağaç çekiliyor. Bunun çok sıkı kontrol edilmesi gerekiyor. Ormana giriş yolları ya tamamen kapatılmalı ya da giriş kulübeleri yapılmalıdır.
7) Eline silahı alan ava veya atış talimine gidiyor. Bunların sıkı bir şekilde denetlenmesi ve avın yasaklanması gerekir. Zaten av hayvanı diye bir canlı türü kalmadı.
8) Bu kontrollerin yapılması için atlı veya motorize ekipler oluşturulmalıdır.
9) Uludağ’ın içinde birkaç hane olan Zeyniler, oraya açılan yoldan sonra köy haline geldi. Kaçak inşaatlar devam ediyor. Yakında mahalle olacak. O yol derhal kapatılmalı, halen çalışan bu yol açıldığı zaman şimdi Yıldırım belediye başkanı olan Sayın Özgen Keskin bunu Uludağ’ın bağrına sokulan hançer olarak nitelemişti. Bu hançeri çıkarmak için başta Sayın Özgen Keskin olmak üzere herkes gayret göstermelidir.
10) Bursa bir buçuk milyon nüfusu olan bir şehirdir. Maalesef piknik, gezi veya başka sebeplerle dağa çıkan herkes dağa bir zarar veriyor. En azından bir çiçek, bir yaprak koparıyor. Unutmayalım ki ağaçlar ve dağlar yapraklardan ve çiçeklerden oluşuyor. Onların da bir dayanma ve direnme gücü var. Şu anda Uludağ’a özel birçok çiçek, bitki ve canlı türü ya yok oldu ya da çok az örnekleri kaldı. Bunu önlemek için Uludağ girişlerinde el ilanları verilmeli, yerel televizyonlarda programlar yapılmalıdır
11) Orman içinde ateş yakılması kesinlikle yasaklanmalıdır.
12) Orman yangınları için ve ağaçlandırmalar için harcanan paranın çok az bir kısmıyla mevcutları koruyabiliriz. Bu konuda ciddi adımlar atılmalıdır.
13) Öğrenciler ve vatandaş değişik yollardan eğitilmeli ve uyarılmalıdır
14) Din adamlarımızın bu konuda vatandaşa eğitici ve yönlendirici vaaz vermesi sağlanmalı, dinimizin bitki, canlı ve çevreye verdiği önem ve değerin anlaşılması sağlanmalıdır…

Birçok insanımızın da bu konuda en az ben kadar duyarlı olduğuna ve konunun önemini bildiğine yürekten inanıyorum. Şimdiden çok somut adımlar atılmazsa yarın çok geç olacaktır. Bunun sayısız örnekleri vardır. Yeşili, temiz suyu, güzelliği olmayan tahrip olmuş bir çevrede yetişen ve yaşayan çocuklar ve insanların sağlam ve güzel psikolojileri olamaz. Pozitif düşünemezler. Sıhhatli olamazlar. Temiz hava soluyamazlar. İleri safhada da yaşama şanslarını ve haklarını dahi kullanamazlar. İnsan, çevre yani tabiatla birlikte yaşayabilir. Onu yok ederse kendi mezarını da kazıyor demektir. İnsan dışında diğer canlı varlıkların olmadığı bir dünyada yaşamanın ne kadar anlamsız, yavan ve tehlikeli olduğu hatta mümkün olmadığını artık herkes biliyor. Ama başta yöneticilerimiz olmak üzere neden yeni tedbirler almak şöyle dursun, mevcutları dahi koruyamıyoruz.

Bu değerlerin kıymetini en iyi bilmesi gerekenler de şüphesiz ki dağlara gönül vermiş olan insanlardır. Bu insanlar Uludağ’ın bir yaprağına, bir otuna, bir böceğine, bir taşına zarar vermediği gibi bunlara sahip çıkması çevresini, yetkilileri, ilgilileri uyarması uyanmayanlarla da mücadele etmesi gerekir. Bu bir insanlık, vicdan ve vatandaşlık görevidir.

Saygılarımla.

Ömer Dinler
Emekli Ziraat Yüksek Mühendisi
Bursa Gönüllü Dağcılık Ekip Eelmanı

Son Güncelleme ( Tuesday, 29 May 2007 )
 
< Önceki   Sonraki >
spacer.png, 0 kB
spacer.png, 0 kB
spacer.png, 0 kB